TRABZON’UN “GÖBEKLİ TEPELERİ”NE NE OLUYOR?

TRABZON’UN “GÖBEKLİ TEPELERİ”NE NE OLUYOR?

Şehir susuyor… Görmüyor, duymuyor, hissetmiyor. Sanki beş duyumuzu birden kaybettik!

Trabzon’un Pazarkapı Mahallesi’nde, kazı çalışmaları sırasında Roma dönemine ait yapıların ortaya çıkarıldığı ve Hadrianus Limanı olarak değerlendirilen alanda yürütülen çalışmalar, şehrimizin tarihî mirasına nasıl baktığımızı bir kez daha sorgulamamıza neden oluyor.

Bir zamanlar “Trabzon’un Göbekli Tepesi” olarak nitelendirilen bu alanlar, yalnızca birkaç taş, duvar veya arkeolojik kalıntıdan ibaret değildir. Bunlar, Trabzon’un binlerce yıllık hafızasıdır.

Bir şehrin tarihini korumak; geçmişe sahip çıkmak kadar, gelecek kuşaklara karşı sorumluluk taşımaktır.  Fakat bugün yaşananlara baktığımızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz bu şehrin tarihini gerçekten korumak istiyor muyuz?

Çünkü aynı şehirde; Toprağımızı yeterince korumadık. Denizimizi yeterince korumadık. Derelerimizi, su kaynaklarımızı yeterince korumadık. Yeşil alanlarımızı betonlaştırdık. Şimdi de gözümüzün önünde duran tarihî mirasımız konusunda aynı duyarsızlığın yaşanmasına sadece seyirciyiz?

ORTAK AKIL MI, SONRADAN ONAY MI?

Son yıllarda Trabzon’da sıkça duyduğumuz bir kavram var: “Ortak akıl.” Elbette ortak akıl önemlidir. Ancak ortak akıl; karar verildikten, proje şekillendirildikten ve uygulama başladıktan sonra toplantı düzenleyip mikrofon uzatmak değildir.

Ortak akıl; karar alınmadan önce konuşabilmektir. İtiraz edebilmek, alternatif önerebilmek, bilim insanlarını dinlemek, meslek odalarının görüşlerini almak, sivil toplumun sözünü gerçekten önemsemek ve en önemlisi, şehrin geleceğiyle ilgili kararları şehir insanıyla birlikte verebilmektir. Aksi halde bunun adı ortak akıl değil; yapılanı onaylatacak bir ortak arama girişimine dönüşür.

Ben yaptım, oldu anlayışının şehircilikte, çevrede ve tarihî mirasın korunmasında nelere mal olduğunu hep birlikte görüyoruz.

ŞEHRİN 118 KİLOMETRELİK SAHİLİ

Trabzon’un yaklaşık 118 kilometrelik sahil şeridi, bu şehrin ortak yaşam alanıdır. Kamuoyuna yansıyan, ilgili kurum Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğünün tespitlerine konu olan 400 kaçak veya mevzuata aykırı yapı karşısında yeterli toplumsal tepkiyi gösteremeyen bir şehir, zaman içerisinde kendi ortak alanlarının kaybını da normalleştirmeye başlar.

Bugün denize yapılan müdahaleye sessiz kalan, yarın tarihî mirasa yapılan müdahaleye de sessiz kalabilir. Bugün toprağın kaybını önemsemeyen, yarın çocuklarının üzerinde yaşayacağı şehrin nasıl bir şehir olacağını sorgulamayabilir. Ve işte asıl tehlike; kendi yaşam alanına sahip çıkılmamamasıdır

PEKİ ŞEHRİN SAHİPLERİ NEREDE?

Toplantılarda, çalıştaylarda, panellerde, basın açıklamalarında, mikrofonların karşısında Trabzon’un sakini değil sahibi olduğunu söyleyenler…Siyasetçiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, şehir yöneticileri ve kendisini bu şehrin sahibi olarak gören herkes…

Şimdi sormak gerekiyor: Trabzon’un tarihî mirasıyla ilgili böylesine önemli meselelerde neden daha yüksek ses çıkmıyor?

Neden kararlar alınırken şehrin bütün paydaşlarının güçlü biçimde masada olduğu bir süreç işletilmiyor?

Neden tarihî ve kültürel miras söz konusu olduğunda “durun, önce bilim insanlarını ve uzmanları dinleyelim” diyebilen bir şehir refleksi oluşturamıyoruz?

Trabzon’un sahibi olmak, yalnızca toplantılarda konuşmakla olmaz.

Şehrin değerleri tehdit altındayken söz söylemekle, itiraz etmekle ve gerektiğinde mücadele etmekle olur.

TARİH BİZİ YARGILAMAYACAK MI?

Bugün belki birçoğumuz yaşananları sıradan bir gelişme olarak görebiliriz. Belki birkaç yıl sonra hatırlamayacağız bile. Ama gelecek kuşaklar hatırlayacak. Çocuklarımız ve torunlarımız bir gün bugün yaptıklarımıza bakacaklar. Ve belki de bize şu soruyu soracaklar: “Elinizde böyle bir tarih, böyle bir deniz, böyle bir toprak, böyle bir şehir vardı. Peki siz bunları korumak için ne yaptınız?” O gün ne cevap vereceğiz? “Gördük ama ses çıkarmadık” mı? "Duyduk ama müdahil olmadık” mı? “Kararlar zaten verilmişti” mi? Yoksa; “Biz bu şehrin tarihine, toprağına, denizine ve geleceğine sahip çıktık” diyebilecek miyiz? İşte mesele tam olarak budur.

KARAR KARAR VERİCİLERİN…

Elbette son söz ve karar yetkisi, ilgili kamu kurumları ve karar vericilerdedir. Ancak karar vericilerin sahip olduğu yetki, şehrin ortak hafızasına karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Tam tersine; yetki arttıkça sorumluluk da artar. Bugün alınacak kararlar yalnızca bugünü değil, Trabzon’un yarınını belirleyecektir.

Bu nedenle çağrımız açıktır: Trabzon’un tarihî ve doğal mirasıyla ilgili bütün projelerde şeffaflık, bilimsel yaklaşım, uzman görüşü, kamu yararı ve gerçek anlamda katılımcı bir süreç esas alınmalıdır.

  • Trabzon’un tarihi betonun altında kalmasın.                            
  • Trabzon’un denizi betonla çevrilmesin.
  • Trabzon’un toprağı geri dönüşsüz biçimde kaybedilmesin.
  • Ve bu şehir, kendi tarihine kendi eliyle yabancılaştırılmasın.

Çünkü Trabzon sadece bugün yaşayanların şehri değildir. Trabzon, geçmişten bize emanet; gelecek kuşaklardan ise ödünç aldığımız bir şehirdir. Ve unutulmamalıdır: Tarihi yok sayan şehir, aslında kendi hafızasını yok eder.

Bugün karar vericiler karar verecek. Ama yarın bunun hesabını soracak olanlar, gelecek kuşaklar olacaktır.

Karar sizin…

Sorumluluk sizin…

Ama Trabzon hepimizin.

Arif Arslan

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.