Toprak yaşamdır, candır…

Toprak yaşamdır, candır…

Toprak gıdanın başladığı yerdir. Gıdamızın %95`i doğrudan ya da dolaylı yollarla topraktan
gelir. Sağlıklı ve yüksek kaliteli gıda ancak sağlıklı topraklarda yetişir. Topraklar dünyadaki
biyoçeşitliliğin dörtte birini bünyesinde barındırır. Karbon döngüsünde önemli rol oynayarak
iklim değişikliğiyle mücadele ve ona adapte olma konusunda da yardımcı olur. Topraklar suyu
depolayarak ve filtreleyerek sellerin ve kuraklığın olmasını engeller. Toprak sınırlı bir doğal
kaynaktır. Canlı bir varlık olan toprak, kaybedildiğinde veya bozulduğunda insanların yaşam
süresi gibi kısa bir sürede tekrar oluşamaz. Bugün ülkemizde tarım arazilerimiz potansiyel
sınırına ulaşmış, bir avuç yeni arazi olanağı neredeyse kalmamıştır. Buna karşın, altyapının
götürüldüğü her arazide, her türlü yatırımın gerçekleştirilmesi mümkün iken, tarım arazilerine
yönelik yapılaşma/betonlaşma girişimlerinin halen sürmesi vahim bir durum yaratmaktadır.
Oysa toprakların korunması gıda güvenliği ve sürdürülebilir gelecek için büyük önem
taşımaktadır. Tam da bugünlerde dünyada ve ülkemizde gıda krizini somut olarak
yaşarken!…
Bizleri doyuran, doğaya ve canlılara ev sahipliği yapan, kucak açan toprağa saygı her
toplumun sosyolojik, kültürel ve politik açıdan temel önceliklerinden biri olmalıdır. Ne var ki;
erozyon ve benzeri doğal yitim süreçlerinin yanında, her şeyi rant ve kolay kazanç sayan
politikalar nedeniyle topraklarımız bugün çok ciddi birçok sorunla karşı karşıyadır. Ana sorun,
toprak kullanımının doğru ya da yanlış olması sorunudur. Sorun, tarımsal yapının bozuk
olması, tarımsal işletmelerin küçük, parçalı, dağınık veya çok büyük olması; eğimli arazilerin
yeteneklerine uygun kullanılmaması nedeniyle erozyona, sel baskınına, toprak kaymasına
uğraması; toprakların yanlış tarımsal ve denetimsiz sanayi, karayolu, madencilik
faaliyetleriyle kirletilmesi; tarımsal nüfusun sağlıklı bir şekilde azaltılamaması sonucu
yaşanan göç ve sağlıksız kentleşme; orman, mera, kıyı, sulak alanlar, gen kaynakları gibi
doğal varlıkların hızla yok olması; ülkenin toprak ve arazi varlığının ve sorunlarının tam olarak
bilinmemesi;yanlış tarım politikaları nedeniyle bitkisel ve hayvansal ürünler açısından kendine
yetmez duruma düşürülen ülkemiz insanının açlığı yaşamamasıdır.  Dolayısıyla sorun ne tam
sanayileşebilmiş, ne tam kentlileşebilmiş, ne tam beslenebilen, ne de tam olarak doğal
kaynaklarını koruyabilen ve geliştirebilen bir ülkede, geleceğe güvenle bakamama sorunudur.
Dört mevsimin tüm verileriyle donatılmış ülkemiz topraklarını; sürekli değiştirilen yasalarla,
her gelen kamu yönetiminin talana izin veren kararlarıyla büyük bir hızla ölüme
sürüklememek; bu dinmeyen hıncımızı, bu sevgisizliğimizi bize kazandıran eğitim sistemimizi
değiştirmek; altı ve üstü doğal, kültürel, tarihsel zenginliklerle donatılmış bu uygarlıklar
beşiğinin gittikçe artan bir aymazlıkla tüketilişini durdurmak; kendine yapılan büyük
yanlışlıklara tutsak olmayacak kadar kimlikli ve özellikli topraklarımızı, "toprak ana"
kutsallığında korumak ve geliştirmek; kötü bir kiracılıktan sıyrılarak ülkenin gerçek sahibi
olduğumuzu, gerçek yurttaş olduğumuzu gösterebilmek; kimlikli bir birey olarak öncelikle
"toprağın ölümünü" erteletebilmek ve sonra sorunlu toprakları iyileştirebilmek için devletin
yönlendiriciliğinde gerekli yasal ve yönetsel düzenlemelerin bir an önce yapılması ve ivedilikle
yaşama geçmesi mutlak bir gerekliliktir.
Açlığın, yoksulluğun, eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada ülkemiz sahip olduğu zengin toprak
varlıklarını çok iyi korumak ve geleceğe aktarmak zorundadır. Toprak ve su gibi temel
varlıklar sadece ülkelerin ve o ülkede yaşayan insanların değil, tüm canlıların ortak malıdır.
Bundan dolayı da bu üretim faktörlerini korumak, sürdürülebilir kullanımını sağlamak ve
insanoğlunun hor kullanımından alıkoymak herkesin ortak sorumluluğundadır.

Toprak yaşamdır, candır… Canlı olduğunu unuttuğumuz, koruyup kollayamadığımız, mal gibi
alıp sattığımız, fethedip mülk edindiğimiz, devredip kiraladığımız, bedenine saldırdığımız,
betonla başını ezdiğimiz… buna rağmen şimdilik vermeye devam eden, ayrım yapmadan
bizleri doyuran toprağımız… Aşık Veysel`in dediği gibi:  "İşkence yaptıkça bana gülerdi/
Bunda yalan yoktur herkes de gördü/ Bir çekirdek verdim dört bostan verdi/ Benim sadık
yârim kara topraktır."

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; büyüme ve kalkınma stratejilerinin
oluşturulmasında ve uygulanmasında "ülkemizin toprak varlığının ve arazi kaynaklarının
korunarak yönetilmesi" ve "doğal yaşamın sürdürülebilirliği" ilkelerini vazgeçilmez koşul
olarak görüyoruz. Kamu yönetimini topraklarımızı ödünsüz korumaya davet ediyoruz.
Sorunlarımız çok, sorularımız çok, çözüme yönelik somut adımlar ise maalesef yok…

Saygıyla duyurulur

Berat Kalaycı

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner317

banner11