Karadeniz Teknik Üniversitesi, bir süredir sesini kaybetmiş gibi. Ne bilim konuşuluyor, ne yenilik. Oysa burası yıllar boyunca Karadeniz’in en güçlü akademik sesi olmuştu.
Bugünse üniversite, gözlerini bir noktaya dikmiş sessizce bekliyor. Çünkü yukarıda bir sessizlik hâkim.
Rektörlük makamında oturan Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, görev süresinin son döneminde beklenenden çok daha silik, çok daha geri planda bir profil çiziyor. Sanki görev süresi bitmiş ama hâlâ ofiste oturuyormuş gibi. Sanki emekli olmuş da resmi bir tören yapılmamış.
Rektör Çuvalcı artık sadece açılışlarda, protokolde, tören karelerinde var. Şapkasını takıyor, iki fotoğraf çektiriyor, ardından ortadan kayboluyor. Akademik gelişmeleri merak eden, üniversitenin yönünü sorgulayanlar için ortada bir muhatap yok.
Fakat asıl mesele bu değil. Sorun, KTÜ’nün yönetsel olarak boşluğa düşmüş olması. Akademik kadro mutsuz. Liyakatten çok yakınlık belirleyici olmuş. Kararlar birkaç kişi arasında alınıyor, çoğunluk sürece sadece seyirci. Yöneticilerle akademisyenler arasında mesafe büyümüş. Bir üniversitenin çürümesi işte tam da böyle başlar: Önce insanlar susar, sonra üretkenlik durur.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Eğer KTÜ’de rektörlük seçimle belirleniyor olsaydı, Prof. Dr. Çuvalcı şu an o koltuğu hayal bile edemezdi. Çünkü üniversitenin kalbi olan akademisyenler, bu yönetim tarzından ne memnun ne de umutlu.
Bu tabloyu “açılışlar yapılıyor, projeler yürütülüyor” diyerek makyajlamaya çalışmak da çözüm değil. Çünkü mesele, vitrin değil, içerik. Akademik üretkenlik azaldı mı? Azaldı. Öğretim üyeleri arasında huzursuzluk arttı mı? Arttı. Öğrenciler üniversiteye sadece diploma için mi bakıyor artık? Ne yazık ki evet. O hâlde ortada başarıdan söz edilebilir mi?
KTÜ gibi köklü bir kurumun bu kadar renksiz, bu kadar heyecansız yönetilmesi kabul edilemez. Rektörlük, sadece makam aracı ve açılış kürsüsü değildir. Yön vermektir, risk almaktır, akademiyi ayağa kaldırmaktır. Hele de böylesine çalkantılı bir dönemde…
Rektör Çuvalcı son düzlüğe girerken hâlâ bu tablonun farkında mı, emin değiliz. Ama bildiğimiz bir şey var: Bu üniversite, bu sessizliği hak etmiyor.
Şimdi susma değil, yönetme zamanıdır.