Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi olarak bir kez daha uyarıyoruz:
Hayatın devamlılığı için vazgeçilmez olan toprak, su, deniz, orman ve çevreye verilen zarar; yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların yaşam hakkını da doğrudan tehdit etmektedir. Bilimsel veriler açıkça göstermektedir ki; doğal kaynakların tahribatı geri dönüşü zor, hatta çoğu zaman imkânsız sonuçlar doğurmaktadır.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre; dünya genelinde her yıl yaklaşık 24 milyar ton verimli toprak erozyonla kaybedilmektedir. Türkiye’de ise her yıl ortalama 642 milyon ton toprak taşınmakta ve bu durum tarımsal üretim kapasitesini ciddi şekilde düşürmektedir.
Deniz ekosistemleri açısından bakıldığında; kıyı alanları, balık türlerinin yaklaşık %70’inin üreme ve gelişim alanıdır. Kıyıların doldurulması, betonlaşması ve doğal yapısının bozulması; doğrudan balık stoklarının azalmasına ve dolayısıyla halkın en önemli protein kaynaklarından birinin yok olmasına neden olmaktadır.
Her şeyi bildiğini ve doğayı sevdiğini iddia edenler dahi, kendi ikballeri söz konusu olduğunda susmayı tercih etmektedir. Ne yazık ki; gözlerimizi kapatarak, kulaklarımızı tıkayarak, kısacası tüm duyularımızı körelterek; kişisel hırsımız uğruna doğanın yok edilmesine sessiz kalıyoruz.
Bugün Trabzon özelinde yaşananlar, bilimsel verilerin sahadaki acı karşılığıdır:
Trabzon’un 118 km’lik sahil şeridinin yaklaşık 108 km’si doğrudan ya da dolaylı olarak tahrip edilmiştir.
Kıyı Kanunu’na açıkça aykırı olmasına rağmen 400’ün üzerinde hukuksuz: Denizin ortasında yapay adalar oluşturanları, Kıyıları kabinler koyarak halkın kendi malına bedel ödeyerek faydalanmalarını sağlayanları, Plajları ücretli hale getirerek erişimi engelleyenleri, Kıyıları lokanta, otopark, depo ve garajlara çevirenleri, Ruhsat ev kamuoyunda “deniz müzesi” adı altında meşrulaştırmaya çalışanları, Kaçak yapılaşmayı önce teşvik edip sonra göstermelik yıkımlar yapanları, ardından aynı alanlara ilgisi olmayan ruhsatlarla yeniden yapılaşma izni verenler, vb…
Görev alanına giren bu işgaller kurumlar ve koruması gerekenler neden görevlerini yapmazlar!..
Kıyıların doldurulmasıyla deniz ekosisteminde oksijen dengesi bozulmakta, bentik (dip) yaşam yok olmakta ve su kalitesi düşmektedir.
Yapay dolgu alanları, dalga rejimini değiştirerek kıyı erozyonunu artırmakta ve uzun vadede daha büyük çevresel ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır.
28.06.2024 tarihinde ilgili kurumlara verilen “…15 gün içerisinde İmar ve kıyı Kanununa istinaden yıkım kararlarının alınarak yapıların kaldırılması ve sonucundan bilgi verilmesi, aksi durumda görevini yerine getirmeyenler hakkında 4483 sayılı kanun ve 5237 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılacağının bilinmesi…” talimatına rağmen, aradan geçen 850 gün içerisinde bu yapıların kaldırılmadığı, aksine yeni yapılaşmaların hız kazandığı gözlemlenmektedir. Bu durum, yalnızca çevresel değil aynı zamanda hukuki bir zafiyetin de açık göstergesidir.
Anlaşılan o ki, kanun var. Uygulayın talimatlarını sahada uygulayan yok.Kanunları uygulamamaya direnmekte ayrı bir soru işareti!
Bugün neleri görmezden geliyoruz? Denizi doldurarak alan işgal edenleri, Kıyıları ticari rant alanına çevirenleri, Halkın ortak kullanım alanlarını ücretli hale getirenleri,
Kaçak yapılaşmayı teşvik edip sonra göstermelik müdahaleler yapanlar için susuyoruz. Biz susunca onlar kendilerini haklı görüyor onlar kendilerini haklı görünce herkes mutlu; işgali yapıp parayı alanda memnun, kendi malı işgal edilen ve kendi malına ücret ödeyerek girende memnun olunca ister istemez olaya el koyması gererken çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü ve Belediyeler alan memnun veren memnun olunca onlarda dünden memnun.
Oysa bilim bize şunu söylüyor: Doğal sistemler bir eşik değere kadar kendini yenileyebilir; ancak bu eşik aşıldığında çöküş kaçınılmazdır. Oysa bizim sorumluluğumuz; sadece bugünü kurtarmak değil, insanlığın geleceğini korumaktır.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Doğayı korumak bir tercih değil, zorunluluktur. Suskunluk ise tarafsızlık değil, tahribata ortak olmaktır.
Ziraat Mühendisleri Odası olarak; bilimin, hukukun ve kamu yararının yanında durmaya; doğayı savunmaya ve bu yanlışların karşısında durmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Unutulmamalıdır ki; Trabzon’da 825.153 bin insanın ortak değeri olan kıyılar, 400 kişi tarafından fiilen işgal edilmesi, sosyal adalet ve kamu hakkı açısından da kabul edilemez bir durum değildir.
Özetle susanların ve görmezden gelenlerin evlatları işgalcilerin evlatlarının konforlarını sonsuza kadar sağlamaya devam edecekler. Trabzon’un 827.153. Oysa sahiller işgal eden bu ayrıcalıklı zümre 400 kişi. Ayrıcalıklı zümreyi nüfusa oranlarsak: 0.000483 kişi.
Birilerinin alın teri ile bin bir emekler kazandıklarını o mekanlara çökenlerin evlatlarının konforlu yaşamasını sağlayacağını unutmayalım. Bu konforu da; susanların ve görmezden gelenlerin gelecek kuşaklarının iştikaklarından temin edecekler hep hatırlayalım.
Bugün birilerinin sessizliğiyle elde edilen ayrıcalıklar; yarın toplumun büyük çoğunluğunun kaybı olacaktır.
Doğanın yok edilmesiyle sağlanan konfor, sürdürülebilir değildir. En acı olan ise; bu tahribatın farkında olunmasına rağmen sessiz kalınmasıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.