Hollanda ile Türkiye Arasında Yaşanan Siyasi Kriz

Hollanda ile Türkiye Arasında Yaşanan Siyasi Kriz

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen'in Hollanda ile Türkiye Arasında Yaşanan Siyasi Kriz Hakkında Basın Açıklaması

"Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan sipariş gerilim defolu çıktı. Senaryo hazırlandı, potansiyel kötü adam seçildi.

Türkiye’nin, potansiyel bir düşman aranmakta olduğunu görmemek için kör olmak yetmez.

Aslında süreç ve gelinen sonuç basit bir analizle gösteriyor ki bu Donkişot senaryosunun planlayıcısı,   kurgulayıcısı ve yer seçimini yapan bellidir.

Neden Donkişot?

Yel değirmenleri ile ünlü Hollanda düşmanlık için senaryoya en uygun rol model figüran olarak seçilmiştir.

On beş gün önceye gidelim. Dışişleri Bakanı, Menbiç ile ilgili ‘YPG Menbiç’ten çıkmazsa vururuz’ açıklaması yaptı. Bu açıklama kamuoyunda yeteri kadar dikkatli incelenseydi, Hollanda’nın gelişinin Menbiç’ten belli olduğu anlaşılabilirdi.

Senaryo sözde çok iyi planlanmış tam bir devekuşu senaryosudur. Şöyle ki, Menbiç’in önemi ve niçin ‘boşaltmazlarsa vururuz’ cümlesinin altındaki gerçek tam olarak referanduma ilişkin aranan senaryonun alt yapısıdır.

Menbiç, Süleyman Şah Türbesi’nin olduğu yerdir. Sınırımıza 37 kilometre yakınlıkta olan Karakozan köyündeki Süleyman Şah Türbesi 2 yıl önce oradan kaçırılıp sınırımıza getirildiğinde mezar naklinin geçici olarak yapıldığı söylenmişti.

 

Ne demek geçici olarak taşımak?

Koşullar el verdiğinde, uygun senaryo oluştuğunda mezar tekrar Menbiç’teki eski yerine iade edilecektir. Bunun önemi şudur; Menbiç’te Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu yer Türk toprağıdır. Bu durumda uluslararası hukuka göre Türkiye kendi toprağının güvenliği için her türlü tehlikeyi bertaraf etme ve savunma hattı kurma hakkına sahiptir.

Bu durumda Türkiye Menbiç’e silahlı müdahalede bulunabilir. Buna hiçbir ülke karşı gelemez. Zira Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklılığı söz konusudur.

Bu senaryo ile tekrar Menbiç’te bir askeri operasyonla Süleyman Şah Türbesi oradaki Türk toprağına yerleştirilecek, böylece Fırat’ın doğusundaki PYD’nin coğrafi alan hakimiyetine son verilecektir.

Çünkü Türkiye, kendi toprağının etrafında uluslararası hukuka uygun olarak güvenli bölge oluşturma hakkına sahiptir. Buna karşı, olası PYD, IŞID direnişine karşı sert tepkiler verilecek ve Anayasa referandumunda milliyetçi duygulara ilişkin önemli bir propaganda malzemesi elde edilecektir. Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Muhtemelen bu senaryoyu gören ABD, tam da bu noktayı beş yüz askeriyle işgal edip, koruma altına alarak Türkiye’nin bu senaryosunu boşa çıkardı.

Böylece ABD, Türkiye’ye ‘Siz merak etmeyin. Sizin buradaki toprağınızı ve hukukunuzu biz koruruz. PYD-PKK’nın bölgedeki hakimiyetinin arkasında biz varız.’ mesajı verilmiştir.

Böyle olunca, Dışişleri Bakanı’nın başrolünü oynadığı referandum senaryosu elde kaldı. Nitekim Yılmaz Özdil’in bugünkü köşe yazısında ayrıntılarına kadar yazdığı propaganda filminden anlıyoruz ki her şey hazır geriye kalan tek şey potansiyel kötü adamın bulunmasıydı.

Avusturya ile denediler tutmadı. Almanya ile denediler ancak Almanya ekonomik ve siyasal olarak ağır geldi. O zaman rol model, bu senaryoya dünden razı olan figüran Hollanda’ydı. Hollanda da tam kritik bir seçimin eşiğindedir. Hale bakın ki iktidar partisi Hollanda’da Türk vatandaşlara sosyal demokrat partiye oy verilmesini tavsiye ediyor.

Dışişleri Bakanı yeniden sahneye çıkmış ve tarihte eşine rastlanmamış bir medyatik dış politika ile şovu başlatmıştır. Yine Özdil’in ayrıntılarını anlattığı gibi seçilen rol model, mağdur bakan, sözde ince hesaplanmış senaryonun milli duygularla halkı sokağa dökmeye çalışılmasıdır.

Oysa dünyada herkesin bildiği bir gerçek var ki, dış politika medya şovlarıyla değil, kapalı kapılar ardında yapılır.

Dış politika, partilerin oy alması amacına yönelik değil, yalnızca ve yalnızca ülkelerin çıkarları için yapılmaktadır. Dışişleri bürokratları kapalı kapılar ardında bu durumu Sayın Bakan’a kaç kez söylemişlerdir. O halde olan biten her şey çok açıktır.

Türkiye’de gerçeklerin baskılandığı ve aklına gelenin devlet olanaklarını canı istediği şekilde kullanarak, kumpas kurduğu, 2002 yılından günümüze kadar yaşanan birçok olayla defalarca kez görülmüş ve teyit edilmiştir.

Bütün bu olan bitenlerin Anayasal düzenin askıya alınmış olmasının esas nedeni bu duruma başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere, tüm yargı kurumları Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın sessiz kalmasıdır.

Görüleceği üzere yalnızca son 15 gün içinde Dışişleri Bakanı’nın rol model olarak yürüttüğü ve tümüyle referandum sonuçlarına yönelik olan politikaların asıl nedeni göz göre göre oynanan bu planlı senaryonun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından göz ardı edileceğine ilişkin özgüvenidir. Hiç umudum yok ama bir hatırlatmada bulunmak isterim. Uygar bir ülkede Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu olan biteni en ince detayına kadar derhal soruşturma açarak, ülkenin her alanda büyük kaybetmesinin hesabını sonuna kadar sorardı.

Son sekiz yıldır, dış politika süreci iyi analiz edildiğinde Türkiye’nin dış politika yanlışlarının bedelini yatırımcımızdan, işçimize, çiftçimizden, sanayicimize, işadamımıza kadar toplumun her kesimi çok ağır bir şekilde ödenmiştir, ödemeye de devam etmektedir.

Bugünler geçecektir, Türkiye korkuya teslim olmayacak, güçlü, uygar dünyanın saygın bir ülkesi olarak 16 Nisan referandumunda, bu gayri meşru dış politikaya hayır diyerek umuda yelken açacaktır."

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
banner342

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner332

banner317

banner333

banner11