TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi’nin 27.01.2026 Tarihli Trabzon-Ortahisar Deniz
İçi ML=3.8 Depremi Hakkında Basın Açıklaması ve Teknik bilgilendirme Notu
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) kayıtlarına göre, 27.01.2026 tarihinde saat 23.15’de
Karadeniz’de Trabzon İli’nin merkezinden yaklaşık 28.66 km kuzey doğusunda 41.2567K enlemi ve
39.8197D boylamında yerin 14.61 km altında meydana gelen ve yerel magnitüdü ML=3.8 olarak
belirlenen deprem Trabzon ili genelinde ve yakın çevresinde hissedilmiştir. Her ne kadar bu deprem,
büyüklüğü açısından oldukça düşük enerjili bir deprem olsa da, vatandaşların kısa süreli bir panik
yaşamasına neden olmuştur. Bu büyüklükte bir deprem, binalarda ve özellikle üst katlarda yaşayanlar
tarafından daha fazla hissedilir. Buna karşılık, birçok insan sarsıntının deprem olduğunu fark edemez.
Basına yansıdığı ve insanların sosyal medya paylaşımlarından depremin hissedilme durumu depremin
genel olarak etkisini de yansıtmaktadır. Çok seyrek olsa da, bu tür depremler olunca hemen akla gelen
sorulardan bazıları; depremler neden oluyor, acaba daha büyüğü olur mu, olursa güvende miyiz,
depremi neden çok hissettim, vb. sıralanabilir. Bu soruları kısaca cevaplamak isteriz.
Ülkemizin sismik ve tektonik yapısı dikkate alındığında, Karadeniz ve çevresi, düşük depremselliğe sahip
bir bölge olarak tanımlanmakta olup, en önemli depremsellik Karadeniz Fayı (KF) ile ilintili değil, Kuzey
Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ile ilişkili olarak değerlendirilmektedir ve bölgede genellikle bir kuzey-güney
sıkışma tektoniğinin oldukça belirgin olduğu kuzeydoğu kıyıda bindirme mekanizmasına sahip
depremler oluşmaktadır. Bu konuda daha kapsamlı bilgi için
https://bookchapter.org/kitaplar/Dogu%20Karadeniz%20Cevre%20Tartismalari.pdf adresindeki
“Doğu Karadeniz Bölgesinin Deprem Tehlikesi ve Depremselliğine Genel Bir Bakış” adlı çalışmayı
inceleyebilirsiniz.
Şekil 1’de ilimizi ve bölgemizi tehdit eden sadece KAFZ değil aynı zamanda deniz içi fayların da varlığı
açıkça görülmektedir. Bunlardan deniz içinde sahile paralel uzanan ve Karadeniz Fayı (KF) olarak
isimlendirilen fayın hareketi (genelde ters veya eğim atımlı hareket türleri) nedeniyle 1968 yılında
Bartın’da deniz içinde Mw=6.5 (moment magnitüdü) büyüklüğünde bir deprem olduğunu unutmamak
gerekir. Buna karşılık ilimizi doğrudan etkileme potansiyeline sahip KD-GB uzanımlı Trabzon Fayı (TF)
sol yönlü doğrultu atımlı bir fay karakterindedir ve bu fayın KD uzantısı Gürcistan açıklarında Mw=4.5-
6.0 arasında depremlere kaynak olmuştur. Şekil 2, KAF, KF ve TF faylarından kaynaklanan 1900 yılından
günümüze moment magnitüdü Mw≥3 olan depremlerin dışmerkez (episantır) dağılımlarını ve dün gece
gerçekleşen depremin (mavi daire) bu harita üzerinde yaklaşık konumu gösterilmiştir. Görüldüğü üzere
özellikle Trabzon ve yakın civarında depremlerin varlığı, fay sisteminin hareket hızlarının çok düşük
olmasına karşılık aktif olduklarının açık delilidir. Diğer yandan Şekil 3’te görüldüğü üzere sadece
Trabzon ve civarında (R100 km daire içinde kalan) M≥3 olan bir deprem aktivitesinin varlığı dikkat
çekmektedir.Şekil 1. Karadeniz Bölgesi ve Trabzon ili’ni tehdit eden fay sistemleri (Eyüboğlu vd. 2011’den
düzenlenmiştir). Rize, Trabzon ve Ordu fayları Karadeniz’de petrol arama amaçlı gerçekleştirilen derin
sismik araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir.
Şekil 2. Trabzon ili ve çevresinde 1900 yılından günümüze Mw≥3 olan depremlerin dış merkez
dağılımları ve faylarla ilişkileri.Şekil 3. AFAD veri bankasında kayıtlı ve çevredeki istasyonlarda 1900 yılından günümüze kaydedilen
sadece Trabzon ili yakın civarındaki M≥3 olan 90 adet depremin dış merkez dağılımları (Kaynak: AFAD,
2026). Sarı yıldız 27.01.2026 Saat 23.15’teki depremi göstermektedir.
27.01.2026 tarihinde gerçekleşen depremin küçük magnitüdlü (Mw< 4.0), pik yer ivmesinin çok düşük
(< 0.02g) (ivme değeri bir depremin yıkım gücünü, yapıya etkiyecek kuvveti temsil eder), sarsıntı
süresinin çok kısa (< 10 s) ve sarsıntı şiddetinin çok zayıf (< 0.1 m/s) olması (Şekil 4), bu depremin sadece
insanlar tarafından bulundukları konumlara göre farklı şiddetlerde hissedildiğini, ancak herhangi bir
yıkım veya hasar yapıcı niteliğini olmadığını göstermektedir. Özellikle binalarınız bulunduğu yeraltı
geometrik yapısı, fiziksel özellikleri-dayanımları ve binaların kat yükseklikleri insanların aynı depremi
hissetme seviyelerini farklılaştırır. Genellikle yumuşak ve kalın zemin tabakaları üzerindeki binalarda
yaşayanlar, sert ve kaya ortamlardaki binalarda yaşayanlara göre depremin sarsıntı etkisini daha
şiddetli hissederler. Küçük depremler sismik aktivitenin önemli göstericileridir, fay sitemin karakterini
anlamada çok değerli bilgiler sağlarlar, fay zonları boyunca gerilme enerjisinin birikmesine neden
olabilirler ve zamanla yapılarda yorgunluk oluşturabilirler. Bu nedenle bu depremlerin fiziksel
süreçlerinin tam olarak anlaşılabilmesi için dikkatlice izlenmelidirler ve detaylı jeofizik çalışmalarla yeni
veriler ışığında değerlendirilmelidir.Şekil 4. 27.01.2026 Saat 23.15, ML=3.8 depreminin Trabzon-Ortahisar 6101 nolu kuvvetli yer hareketi
istasyonundaki kaydı (doğu-batı bileşeni). En büyük ivme değeri 18 cm/s2 (0.018 g) olarak ölçülmüş
(üstteki grafik), depremin etkin süresi ve sarsıntı şiddet değerleri ise oldukça düşüktür.
Trabzon ilimiz açısından bu duruma bakıldığında, güncel yapılaşmaların çoğunluğunun kalın alüvyonal
araziler, kalın yamaç molozları, kalın toprak kütleleri, yumuşak tortul kayalar, sahil dolguları üzerinde
ve yüksek katlı (çoğunluğu 10 ve üzeri) inşa edilmiş olması depremin sarsıntı etkisinin oldukça fazla
hissedilmesi ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, yapılaşma öncesi zemin özelliklerinin ve dinamik
davranışlarının, yani deprem-yer-yapı ilişkisinin tam ve doğru bir şekilde belirlenmiş olması hayatidir.
Bu çerçevede birkaç hususu kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz.
1. Günümüzde her ne kadar zemin etütleri, yasa ve yönetmelikler (Bina Deprem Yönetmeliği,
Planlı Alanlar Yönetmeliği, Zemin ve Temel Etütleri Yönergesi, vb.) kapsamında zorunlu olarak
yapılmaktadır, ancak ne yazık ki bu raporların, karar alma süreçlerinde henüz daha belirleyici
olarak değerlendirilmiyor olmaları önemli eksiklik olarak görmekteyiz. Jeofizik Mühendisi
yüksek teknolojik ekipmanlar ile araziden ilgili problemin çözümüne yönelik verileri toplar,
analiz eder ve yorumlar. Bu süreç, ölçüm yapılan yere ait elde edilen fiziksel parametrelerin,
problemin çözümüne yönelik olarak ne anlama geldiğinin açıklanmasını içerir. Böylece, Jeofizik
Mühendisi sadece “Veri Raporu” hazırlamakla kısıtlanamaz, aynı zamanda bu verileri
yorumlayarak ne anlama geldiğini de raporlama yetkinliğine sahiptir. Dolayısıyla, Türkiye Bina
ve Deprem Yönetmeliği’nde (TBDY) talep edilen Veri Raporu ve Geoteknik Raporun “Yer
İnceleme Raporu” adı altında birleştirilerek bütüncül bir rapor halinde hazırlanması son derece
yerinde olacaktır. Bu yönetmelikte sorumluluk atfedilen tüm mühendisleri (Jeofizik, Jeoloji ve
İnşaat) hem ortak sorumluluk almaya hem de ortak çözüm üretmeye yönlendirecektir.
2. İlimizde olduğu gibi Karadeniz’e sahili olan ve sorumluluk alanımızdaki illerin hemen hepsinde
deniz dolguları ile yeni ve önemli yatırımlar yapılmıştır, bazıları devam etmektedir ve
yenilerinin planlamaları yapılmaktadır. Tüm bu dolgu sahalarının deprem tehlike ve risk
hesaplamaları sadece KAFZ’ye göre değil, deniz içi faylara göre de mutlaka revize edilmesi
gerekliliğini vurgulamak isteriz. Bu kapsamda, risk hesaplamaları olabilecek en büyük tehlikeseviyesine göre yapılması ve gerekli önlemlerin alınması son derece önem arz etmektedir. Son
deprem ilimize sadece ~30 km uzakta olmuştur! Dolayısıyla, deniz içindeki fay sisteminde en
azından 1968 Bartın’da olduğu gibi, magnitüdü 6.5’tan büyük olan bir depremin Şekil 1 ve 2’de
belirtilen fay sisteminde meydana gelebileceği ve ilimizi ve yakın çevresini etkileyebileceği
mutlaka ve her zaman göz önüne alınmalıdır. Unutmayalım, 1939 Erzincan depremi ilimize
~130 km uzakta olmasına rağmen o yıllara ait devlet arşiv bilgilerine ((Biber, 2019’un
Karadeniz’de Depremler ve Yardımlar (1939-1944) adlı çalışması) göre ilimizde 6
vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, onlarcasının yaralanmasına, birçok yapının yıkılmasına
ve değişik seviyelerde hasar almasına neden olmuştur. O yıllarda nüfus ve yerleşimin bu kadar
yoğun olmadığını unutmayalım!
3. İlgili Yapı Denetim yönetmeliğine göre, imar uygulamalarında sadece “Yapı Denetimi”
yapılmaktadır. Bunun mutlaka “Yer ve Yapı Denetimi” olarak güncellenmesi gerekir, ya da
mevcut yönetmelikte belirtilen hizmet alımı ile zemin etütlerinin denetimi işi, yapı denetim
firmalarında doğrudan jeofizik mühendislerinin istihdamının sağlanması ile
gerçekleştirilmelidir. Böylece, yer incelemelerinin (yaygın olarak zemin etütleri) bilimsel
ilkelere ve yönetmeliklere uygun yapılıp yapılmadığı da hem yerinde hem de raporlar
üzerinden denetlenmesi sağlanmalıdır.
4. İlgili yönetmeliklerde statik projeye esas kayma gerilmesi (ya da yanal kuvvetlere karşı direnç)
ve ilişkili parametreleri (zemin büyütmesi, zemin hakim titreşim periyotu, sıvılaşma, vd.)
hesaplamak için zorunlu bir parametre Vs30 değeri (kayma dalgası hızının yer yüzeyinden 30
m derinliğe kadar ortalama değeri) dinamik olarak Jeofizik Yöntemler ile belirlenmektedir. Bu
değere göre, TBDY’de belirtilen ( NEHRP’den referans alınarak hazılranmıştır) zemin sınıfı
tablosundan zemin sınıfı belirlenir. Mevcut tablodaki Vs30 aralıklarının oldukça geniş olması
zemin sınıfını belirlemede yanılgılara ve/veya hatalı yorumlara neden olabilmektedir.
Dolayısıyla, 2020 yılında NEHRP tarafından Vs30 değer aralıkları daraltılarak yayınlanan ve kaya
ve zemin birimlerini kendi içinde sınıflayan yeni zemin sınıfı tablosunun yönetmeliklerde yer
alması sağlanmalıdır.
5. Şubemizin sorumluluk alanında bulunan İllerin (Artvin, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane,
Bayburt) bir bütüncül sismik tehlike/risk haritaları, yapı/bina envanterleri yoktur. Bu haritaların
ve envanterlerin bir an önce hazırlanması risk hesaplamaları ve illerin gelecek yatırım planlama
karalarında yönlendirici olması açısından son derece önem arz etmektedir ve İl Risk Azaltma
Planlaması (İRAP) kapsamında da yapılması istenilen eylemlerdir. Bu kapsamda Vs30 değerinin
haritalanması son derece önemlidir. Çünkü, Vs30 değerinin düşük olduğu zeminlerde deprem
dalgaları, daha uzun süre ve daha büyük genliklerle yayılır, dolayısıyla sarsıntı etkisi daha
şiddetli hissedilir. Bununla birlikte, havza yapıları ve bu kapsamda ana kaya topoğrafyası da
deprem dalgalarının belirli yönlere odaklanmasına ve genliklerinin artmasına neden olabilir. Bu
nedenle planlamada sadece mikrobölgeleme değil, makrobölgeleme çalışmalarının da
yönetmeliklere dahil edilmesi zorunlu hale gelmiştir.
6. Bahsi geçen işlemler için ilgili idareler tarafından özel bütçe ayrılmalı ve ilgili tüm kurum-
kuruluşlarla tam işbirliği sağlanmalıdır. Bu kapsamda daha fazla Jeofizik Mühendisi’nin
istihdamı sağlanmalıdır. Özellikle il ve ilçe belediyelerimizin birçoğunda Jeofizik Mühendisi
olmaması önemli bir eksiklik olarak görülmektedir.Sonuç olarak, bölgemizde ve ilimiz çevresinde çok sıklıkla olmasa da, meydana gelen bu büyüklükteki
depremler bize deniz içi fay sistemlerinin aktif olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, dirençli kent
yapılanmamızı, yani zayıflıklarımızı gidermeyi, eksiklerimizi tamamlamayı ve güçlü yanlarımızı daha da
geliştirmeyi hatırlatmaktadır.
Depremi değil, alınmayan önlemleri sorgulamanın, daha doğru olduğuna ve insanlara güvenli yaşam
ortamı sağlayacağına inanıyoruz