ÖĞRETMEN TÜKENİYOR, EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKÜYOR!
5 Ekim’in 60. yılında Eğitim Sen: Sorun öğretmende değil, öğretmeni tüketen eğitim sisteminde!
5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü, öğretmenlerin ekonomik kayıplarının, mesleki özerkliklerinin daraltılmasının, güvencesiz istihdamın, ağır iş yükünün, baskı ve şiddetin büyüdüğü bir tabloyla karşılıyoruz.
1966 yılında UNESCO ve Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından kabul edilen Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın 60. yılında hâlâ öğretmenlerin insanca çalışma ve yaşam koşullarını, mesleki özerkliğini, örgütlenme hakkını ve eğitim politikalarındaki söz ve karar gücünü tartışıyoruz.
Bugün soruyoruz:
60 yıl sonra Türkiye’de öğretmenlik mesleği nereye sürükleniyor?
Yanıtımız açıktır: Öğretmen yoksullaşıyor, güvencesizleşiyor, mesleki özerkliğini kaybediyor ve tükeniyor.
ÖĞRETMENİN SORUNU DEĞİL, SİSTEMİN KRİZİ!
Eğitim Sen’in 6. Demokratik Eğitim Kurultayı kapsamında gerçekleştirdiği araştırma, yaşanan krizin boyutlarını açıkça ortaya koyuyor.
1.091 öğretmenin katıldığı araştırmada öğretmenlerin iş tatmini 5 üzerinden yalnızca 2,37.
Daha da çarpıcı olanı ise öğretmenlerin yüzde 74’ünün mesleğe ilişkin duygu durumunun zaman içinde olumsuza döndüğünü belirtmesi.
Bıkkınlık, tükenmişlik, yorgunluk, hayal kırıklığı, mesleki yabancılaşma ve gelecek kaygısı öğretmenlerin çalışma yaşamına damgasını vuruyor.
Buna karşın öğretmenlerin en önemli olumlu duygu kaynağı öğrencileri.
Bu tablo bize gerçeği gösteriyor: Sorun öğretmende değil, öğretmeni tüketen eğitim sistemindedir.
ÖĞRETMEN YOKSULLAŞTIRILIYOR
Maaşların yaşam maliyeti karşısında erimesi, ek ders ücretlerinin temel geçim aracına dönüşmesi, barınma ve ulaşım başta olmak üzere temel giderlerdeki artış öğretmenleri giderek daha fazla yoksullaştırıyor.
Aynı işi yapan öğretmenlerin kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi farklı statülerde, farklı ücret ve güvencelerle çalıştırılması ise çalışma yaşamındaki eşitsizliği derinleştiriyor.
Bizim talebimiz nettir:
Eşit işe eşit ücret! Kadrolu ve güvenceli istihdam! Emekliliğe yansıyan, insanca yaşamaya yeten ücret!
ÖĞRETMENİ ÖĞRETMEN OLMAKTAN ÇIKARAN ANLAYIŞA HAYIR!
Öğretmenlik giderek yalnızca merkezi olarak belirlenen programı uygulayan, talimatları yerine getiren ve performansı ölçülen bir göreve indirgeniyor.
Oysa öğretmen;
öğrencisini tanıyan, pedagojik karar alan, gerektiğinde yöntemini değiştiren, eğitim sürecini değerlendiren, eleştiren, sorgulayan ve toplumsal sorumluluk taşıyan bir eğitim emekçisidir.
Öğretmenin ne giyeceğinden çok ne kadar özgür olduğu, eğitim sürecinde ne kadar söz sahibi olduğu ve öğrencisinin ihtiyaçlarına göre ne ölçüde pedagojik karar alabildiği tartışılmalıdır.
“ÖĞRETMEN AÇIĞI YOK” DENİLEREK SAHADAKİ GERÇEK GİZLENEMEZ!
Türkiye’nin farklı bölgelerinde ücretli öğretmenlik sürerken, farklı branşlarda öğretmen ihtiyacı yaşanırken ve geçici görevlendirmeler yapılırken yalnızca toplam öğretmen sayısına bakarak “öğretmen açığı yok” demek gerçeği açıklamaya yetmez.
Kâğıt üzerinde öğretmen açığının sıfırlanması, her öğrencinin kendi okulunda yeterli öğretmene sahip olduğu anlamına gelmez.
Asıl ihtiyaç; öğretmenlerin il, ilçe, okul ve branş bazında gerçek ihtiyaçlara göre dengeli dağılımının sağlanmasıdır.
ÖĞRETMEN ADAYLARI DA GELECEKTEN UMUTSUZ!
Kriz yalnızca görev yapan öğretmenlerle sınırlı değil.
Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının;
* Yüzde 73’ü, imkânı olsa başka bir fakültede okumak istediğini,
* yalnızca yüzde 27’si eğitim fakültesinde aldığı eğitimi yeterli bulduğunu,
* yüzde 93’ü ise Millî Eğitim Akademileri yerine eğitim fakültelerinin güçlendirilmesini daha doğru bulduğunu belirtiyor.
Akademilerin eğitim fakültelerinden daha iyi öğretmen yetiştireceğini düşünenlerin oranı ise yalnızca yüzde 9.
Bu sonuçlar, öğretmen yetiştirme sisteminin de ciddi bir kriz içinde olduğunu gösteriyor.
TALEPLERİMİZ AÇIK, ÇÖZÜMÜMÜZ BELLİ!
5 Ekim’i yalnızca öğretmenlerin hatırlandığı sembolik bir gün olmaktan çıkarmak için;
• Öğretmenlerin ekonomik ve sosyal hakları güvence altına alınmalı, ücretler yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır.
• Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamalarına son verilerek kadrolu ve güvenceli istihdam esas alınmalıdır.
• Kariyer basamakları ve farklı unvanlarla öğretmenler arasındaki rekabet ve ücret farklılıkları artırılmamalıdır.
• Öğretmen ihtiyacı il, ilçe, okul ve branş bazında gerçek ve şeffaf verilerle açıklanmalıdır.
• Öğretmenlerin mesleki ve pedagojik özerkliği güvence altına alınmalı; eğitim politikalarının belirlenmesinde öğretmenler ve sendikaları söz ve karar sahibi olmalıdır.
• Eğitimin piyasalaştırılması ve dinselleştirilmesi politikalarına son verilmelidir.
• Eğitim; kamusal, bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde bir hak olarak yapılandırılmalıdır.
• Millî Eğitim Akademileri yerine eğitim fakülteleri bilimsel, akademik ve pedagojik açıdan güçlendirilmelidir.
• Öğretmen adayları sınav, mülakat ve belirsiz eğitim süreçleriyle geleceksizleştirilmemeli; öğretmenliğe geçiş şeffaf, adil, liyakate dayalı ve güvenceli hale getirilmelidir.
• Okullarda şiddet, mobbing, keyfi soruşturma ve idari baskılara karşı etkili önlemler alınmalıdır.
• Okulların fiziki koşulları iyileştirilmeli; yeterli yardımcı personel, rehber öğretmen ve destek personeli istihdam edilmelidir.
• Eğitim bütçesi kamu okullarının gerçek ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye çıkarılmalıdır.
• KHK’lerle haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen eğitim ve bilim emekçileri görevlerine iade edilmelidir.
ÖĞRETMENİN HAKKI, ÖĞRENCİNİN EĞİTİM HAKKIDIR!
Öğretmenin çalışma koşulları, öğrencinin eğitim koşullarıdır.
Öğretmenin mesleki özerkliği, öğrencinin nitelikli eğitim hakkıdır.
Öğretmenin güvencesi, kamusal eğitimin güvencesidir.
Bu nedenle öğretmenlerin hakları için mücadele etmek yalnızca eğitim emekçilerinin değil, çocukların eğitim hakkının ve toplumun geleceğinin savunulmasıdır.
5 Ekim’in 60. yılında bir kez daha söylüyoruz:
ÖĞRETMENİ YOKSULLAŞTIRAN, GÜVENCESİZLEŞTİREN VE SUSTURAN EĞİTİM POLİTİKALARINA HAYIR!
HAKLARIMIZA, MESLEĞİMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ!
5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!